DERGİ DUYURULAR

DERGİ KATEGORİLER

 

DERGİ ÜYELİK

Kullanıcı Adı

Şifre:

 

Kayıt Ol - Şifremi Unuttum
 

DERGİ ARŞİV

Mart-Nisan-Mayıs
 

Düşmana, Gerçekten Ekmek ve Su Kadar Muhtaç mıyız?


Dostluk adına sunabilecekleri hiçbir şeyleri olmayanlar, özellikle 20.asırda güçlendirdikleri bir teori ürettiler ve bu teoriyi 21.asra pratiğini uygulamış olarak devrettiler.
11/04/2009 - 23:33

Nedir bu teori, “Devletlerin yaşayabilmesi için düşman üretmesi gerek. Ekmek ve su kadar düşmana ihtiyaç var.”

İnsanı insanın kurdu yapan da bu kokuşmuş, insanlık ayıbı teori olsa gerek.

Gorbaçov’un düşman üretmediği için aldığı eleştirileri hatırladıkça, vicdansızlığın hakim olduğu dönemlerde insanlığın nasıl döküldüğünü görmek ürpertmişti vicdanlı insanları.

Katil kavram öylesine benimsenmiş ki, devletler (hatta partiler bile) düşman üretmezse, batacağını zannedecek hale gelmiştir.

Batının düşman gördüğü yüzyıllardır hep vardı: İslam!

Batı halkına İslam’a ve Müslümanlara şiddetle nefret etme duygusu verildi. Almanya’daki dazlaklar, beşiklerinden kalkıp Türk düşmanı olmadılar şüphesiz. Burada bile “Türk” düşmanlığı yapılırken, hedef ırkları değil dinleridir. Çünkü aynı dazlakların, hristiyanlaşmış Bulgar Türklerinden birini öldürdüğü görülmemiş. Yabancı düşmanlığı ise, onlarda yabancı. İtalyan işçileri de yabancı ama onların evleri kundaklanmıyor.

Yani,

Katil teori ile beslenen insanlar daima insan yemeye, daima kurt olmaya devam etmektedirler. Amerika’nın Usame bin Laden’i düşman ilan edip hayali olarak, halkına onu devasa bir güç göstermesinin altında da, Saddam’ı bahane edip Irak’a vs. saldırmasının altında da, petrolle beraber “Düşman üretmeden yaşanmaz” inancı yatmaktadır.

Düşman Üretmek

Peki dost üretmenin faydası yok mudur? Her gücü düşman üretmekten almak ne kadar doğrudur?

Taraftarlarına nefret etme güdüsü vererek, gücünü nefretten alıyor. (Aynı parti önceden Erbakan Hoca’nın partisine kin güttürüyordu üst kesiminde.) Şimdi de dindar bir partiye takmış durumda. İnanın, kinden başka, İslâm’dan korkutmaktan ve İslâm’ı kirli emellerine alet etmekten başka taraftarlarına verdiği hiçbir şeyi yok. Gerçek bu, takip edin ve görün. Taraftarlarına nefret ettirerek kan topluyor. Düşman üretmekte mahir. Özellikle “sözde demokratik” ülkelerde kinle beslenmek galiba zalimler tarafından kural haline getirilmiş.

Eskiden sanırdım ki, sadece bir-iki parti böyle. Hayret ve dehşetle gördüm ki aynı yola bazı dindarlar da başvuruyor. Ürkütücü ve zalimce.

                     * * *

Gerçekten düşman üretmeden devletler ve partiler yaşayamaz mı? İnsani strateji işlevsiz mi? Geçersiz mi?

Dünya, düşmansız büyüyen devletler, düşmansız örgütlenen partiler görmedi mi gerçekten? (Örnek yoksa biz örnek olalım, olmalıyız.)

Tabiî ki dünya örnek gördü.

Elbette görene örnekler vardır, fakat düşman üreterek kan emenler güzel örnekleri asla görmüyor, nasıl bir hastalıksa bu, göremiyor görmek de istemiyor. Ruhu ölmüş bu insanlar neyle ve nasıl dirilir? Nasıl bir yöntem onları insanlık gereklerinden anlar hale getirir, hâlâ düşünmekteyim. Nasıl bir atılım gerek ki, düşman üretmekten değil, dost üretmekten güç alsın, zevk alsın o insanlar. Bunu düşünmekteyim.

Yalan dünyaya gelmiş ve geçmiş bir kul olarak düşman üretmekten beslenen, kin ve nefretten huzurlu bir gelecek uman insanlara çapımca yardım etmek istiyorum.

Hatta bazen yüzlerce derdimi bire indiriyor bu konuyu düşünüyorum. Bir şey yapamamak ruhumu yakıyor. İnanılması zor ama ben gençliğimden beri bu sorunun cevabını düşünüyorum.

Siz de düşünüyorsunuzdur tabii.

Gençliğimden bir hatıramı aktarmak istiyorum.

Yetmişli yıllardı, Türkiye’de üç grup gençlik vardı.

CHP, MHP ve MSP.

Her sol grup yerine göre CHP’yi desteklerdi. O gün temeli atılan P.K.K.’nın gençliği, CHP’de yetişti.

PKK, CHP’den kopmadır. Yani ilk dönemlerde CHP’yi destekliyorlar, CHP’de onlara umut dağıtıyordu.

Nizami Alem diye adlandırılan BBP’li gençler MHP’den kopmadır. Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Erbakan’ın MSP gençliği ve bir grup dindarın kurduğu Akıncılar, o dönem MSP şemsiyesi altındaydı. Ak Parti’nin bir kısmı MSP Refah Partisi’nden kopmadır.

Tekrar yetmişli yıllara gidersek,

Akıncı gençlikle, Ülkücü gençlik birbirlerinden öldürecek derecede nefret ediyorlardı. Öyle körü körüne nefretti ki, kendileri de bu nefret kezzabının hangi kaynaktan gelip beyinlerine aktığını anlayamıyorlardı. CHP’liler ile MHP’liler, MHP’liler ile Akıncılar, birbirlerine aynı oranda nefret püskürtüyorlardı. Hangi genç hangisinin eline düşerse, kısa sürede öteki tarafa kinle nefretle bakar hale gelirdi. Eğer Erbakan Hoca, Müslüman gençliğe öldürme fiilini şiddetle yasak etmeseydi, bu ülkeden o zaman akan kanların kokusu hâlâ burnumuza geliyor olurdu.

Bir şekilde biz o zamanın gençleri birbirimizden nefret ederdik, ettirilirdik.

Keşke Erbakan Hoca, nefreti de  yasaklasaydı. Bazı insanlar Allah’ın yasağını görmüyor, illâ lideri yasaklayacak. Lideri; ya şeyhi, ya parti başkanı ya hocası, ya yazarıdır. Bilmezdik bir yerlere düşman lâzım olduğu için bizi kullananlar olduğunu. Bu yüzden çok sevdiğim teyzemin oğlu ve öz kardeşimle yıllarca düşmanca baktık birbirimize.

Birgün, Ankara’da bir tören varmış. Haberleri veriyorlar, Erbakan’la Türkeş’i kolkola gördüm. Belki hayatımda ilk defa kolkola girmiş iki insana hayretle baktım. Altta biz gençler birbirine düşmanken, üstte bizi yönetenler birbirleriyle gayet samimi idiler. Dehşet dolu şaşkınlığım sürdü gitti uzun yıllar. Ve hâlâ nasıl aldandığımızı düşündükçe burnumun direği sızlar… Sızlar ha sızlar.

 

DİĞER HABERLER

Düşmana, Gerçekten Ekmek ve Su Kadar Muhtaç mıyız?
Dostluk adına sunabilecekleri hiçbir şeyleri olmayanlar, özellikle 20.asırda güçlendirdikleri bir te

n

 
 

MEKTUP DERGİSİ
© 2009 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
info@mektupdergisi.com |  abone@mektupdergisi.com